Ana Sayfa / Basın Açıklamaları / Askeri müdahaleye karşı olmak suç değildir

Askeri müdahaleye karşı olmak suç değildir

24.01.2018 tarihinde çeşitli aydın, sanatçı ve yazarlardan oluşan 170 kişi tarafından TBMM’de görev yapan tüm milletvekillerine mektup gönderilmiştir. Mektupta “Afrin’e silahlı müdahalenin bölgemize ve ülkemize barış ve güvenlik değil, daha büyük sorunlar, yıkım ve acı getireceği” ifade edilmiştir. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamada mektup gönderen kişiler vicdansız, hain ve Allahsız gibi sıfatlarla tavsif edilmiştir.

Öte yandan yine aynı tarihte Türk Tabipleri Birliği tarafından yayımlanan “Savaş bir halk sağlığı sorunudur!” başlıklı açıklama ile savaşın çok büyük bir insani dramı beraberinde getirdiğini ve “yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak” barış iklimine sahip çıkmayı birincil görevleri olarak gördüklerini ifade etmiştir. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 26.01.2018 tarihinde yaptığı açıklamayla Türk Tabipleri Birliği için “terörist seviciler” ifadesini kullanmış ve birliğin de “bu işin içinde” olduğunu belirtmiştir. Buna mukabil 30.01.2018 tarihinde saat 06:30’da Terörle Mücadele Kanunu uyarınca yürütülen soruşturma kapsamında kolluk birimleri tarafından yapılan baskınlarla 11 birlik yöneticisi gözaltına alınmıştır.

Son olarak, 30.01.2018 tarihinde kamuoyunda İslami kimliği ve iktidara ilişkin eleştirel tutumuyla tanınan Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na terörle mücadele şube müdürlüğü ekipleri tarafından yine sabahın erken saatlerinde “nefes kesen” bir operasyon düzenlenmiştir. Koçbaşlarıyla kapıların kırıldığı operasyonda vakfın kurucu başkanı Alparslan Kuytul dahil 21 vakıf görevlisi gözaltına alınmıştır. Medya organlarına yansıyan bilgilerde, yapılan operasyonda Alparslan Kuytul ve vakıf mensuplarının Afrin’e yönelik askeri harekata ilişkin eleştirel açıklamalarının etkili olduğu öne sürülmektedir.

Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfına yapılan baskında ele geçirildiği iddia edilen nakit paraya ilişkin bilginin basına servis edilmesi ve baskının hemen akabinde iktidara yakın medya organlarında vakıf başkanı Alparslan Kuytul’un uluslararası ilişkileri hakkında şaibeli haberler yayımlanması yürütülen sürecin 28 Şubat sürecini veya Gülen yapılanmasına atfedilen yöntemleri hatırlatmasına sebep olmaktadır. Furkan Vakfı camiası uzun bir süredir iktidara karşı eleştirel bir konumda yer almaktadır. Özellikle Alparslan Kuytul’un bazı muhalif söylemlerinin geniş kitlelere yayıldığı bilinmektedir. Bu vasatta, vakfa yönelik operasyonun Furkan Vakfı camiasını sindirmek için yapıldığına yönelik endişe taşımamak mümkün değildir.

Bütün bu yaşananlardan, Afrin’e yönelik olarak başlatılan askeri müdahalenin ve bu müdahaleyle oluşan atmosferin muhalefetin baskı altına alınması için kullanıldığı düşünülmektedir. Afrin’de yürütülen operasyon hakkında hükümetin tavrıyla uyumsuz herhangi bir görüş öne sürmenin suç olarak “kabul edilmesi” konu hakkındaki kamusal tartışmayı başlamadan bitirerek tüm toplumsal denetim mekanizmalarını felç etmektedir.

Hak İnisiyatifi olarak, herhangi bir kişinin bir askeri harekata karşı olduğu ya da olgusal gerçekliği hükümetten farklı değerlendirdiğinden dolayı devletin en yüksek noktası tarafından hain, vicdansız, Allahsız, terör sevici olmakla suçlanmasının mazur görülemeyeceğini ifade etmek istiyoruz. Savaşa ya da Afrin’e yönelik operasyona karşı olmak neticede meşru bir politik tercihtir. Şiddet ve şiddete çağrı içermeyen düşünce, kanaat ve tercih açıklamalarına siyasi amaçlarla yapıldığı intibaı veren gözaltılarla müdahalede bulunulması ifade hürriyetinin açıkça ihlalidir. Oysa ifade hürriyeti insan haklarını barışçıl yollarla savunmanın temel aracıdır. Dolayısıyla ifade hürriyetinin yok edildiği toplumlarda bütün insan hakları da tehlike altındadır. İfade hürriyetinin sistematik bir biçimde ihlal edilmesi toplumun kendini yenileme kanallarının kapatılarak zehirlenmeye mahkum bırakılması anlamına gelmektedir.

Öte yandan soruşturma kapsamında ifade vermesi için yapılan çağrıya icabet edeceği kesin gözüken kişilere karşı şafak vaktinde koçbaşlarıyla ve tam teçhizatlı kolluk birimleriyle adeta “film gibi” gözaltı operasyonlarının yapılması anlaşılır değildir. Gözaltı kurumu neticede bir güvenlik tedbiri kurumudur. Esas olan çağrı yoluyla ifade alma ve tutuksuz yargılamadır. Gözaltı gibi güvenlik tedbirlerinin cezanın kendisi olarak kullanılması yargısız infaz anlamına gelir ve kişi özgürlüğü ve güvenliğinin açık ihlalidir. Bunun yanında ihtiyaç yokken bilinçli şekilde oluşturulan “film gibi” görüntüler gizlilikle yürütülmesi gereken soruşturma sürecinin fiilen ilanı anlamına da gelmektedir ve lekelenmeme hakkının ihlalidir.

Türkiye’de darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’le beraber insan hakları ihlalleri yaygınlaşmıştır. Buna rağmen, Afrin’e yönelik harekat çerçevesinde geliştirilen atmosfer ifade hürriyetinin özüne müdahale edildiği daha nitelikli bir hali yansıtmaktadır. Adeta “söz söyleyenin nefesi kesilmekte, itiraz edenin başı ezilmektedir”. Böyle bir ortam insan haklarının tükendiği, insan hakları için mücadele etmenin barışçıl araçlarının yok edildiği bir ortamdır.

Hak İnisiyatifi olarak Türkiye’nin bu korkunç sarmaldan hızla çıkmasını temenni ediyoruz. Gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmaları ve ifade hürriyetinin özüne dokunan bu gibi uygulamaların terk edilmesi büyük önem arz etmektedir. Doğru olan, ifade hürriyetinin üzerinde tir tir titrenerek herkesin özgürce geliştirdiği fikirleriyle katkı sunduğu kamusal bir tartışmanın meşruiyetinin, öneminin ve gereğinin kabul edilmesidir.

Şunları da kontrol edebilirsiniz

Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın, Hakikatler Ortaya Çıksın!

Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası Ortak Açıklaması Her yıl 17- 31 Mayıs tarihleri arasında …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir