Ana Sayfa / Basın Açıklamaları / Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın, Hakikatler Ortaya Çıksın!

Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın, Hakikatler Ortaya Çıksın!

Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası Ortak Açıklaması

Her yıl 17- 31 Mayıs tarihleri arasında “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası”  münasebetiyle çeşitli anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Bugün burada gözaltında zorla kaybettirilen kayıplarımızın akıbetini sormak ve faillerden hesap sormak için bulunuyoruz.

Dünya’nın farklı bölgelerinde yaşanan savaş ve çatışma ortamları ardında binlerce “Zorla Kaybettirme”, “Faili Meçhul” ve “Toplu Mezar” bırakmıştır. Nazi dönemi Almanya’sında, Arjantin, Şili gibi birçok Latin Amerika Ülkesi ve yakın dönemde Sri Lanka, Suriye ve Irak gibi ülkelerde devletler gözaltında zorla kaybettirmeyi sistematik bir yok etme yöntemi olarak devreye sokmuşlardır. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında da son 30 yılı aşkın çatışma ortamında, devlet ve devlet adına hareket eden  paramiliter güçlerce sayısız yaşam hakkı ve ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle gözaltına alınarak zorla kaybettirilmeler, faili meçhul siyasi cinayetler, yargısız infazlar, toplu mezarlar bu ağır insan hakları ihlallerinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Evinden, işyerinden, sokaktan, yapılan bir yol kontrolü sırasında veya yürütülen bir askeri operasyon anında gözaltına alınarak zorla kaybettirilen ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısının 17.000 civarında olduğu ifade edilmektedir.

Zorla kaybettirme, “BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme” sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesi durumunda insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Uluslararası mevzuat ve Türkiye Ceza Yargılamasında da insanlığa karşı işlenen suçlara zamanaşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, sözleşmeyi imzalayan devletler, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda “zorla kaybettirme” fiilinin engellenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır.  Türkiye ise ısrarla yaşanan acılarla yüzleşmekten, söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır.

Yaşanan savaş ve çatışmalar esnasında gözaltında zorla kaybettirmeler bu kadar yaygın ve sistematik bir biçimde işlenmesine rağmen zorla kaybettirmelere ilişkin devlet tarafından etkili bir soruşturma yürütülmemiş, dava dosyaları raflarda bekletilmek suretiyle sürüncemede bırakılmış ve birçoğu da 20 yıllık zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kapatılmıştır.

Kamuoyuna da yansıyan bazı dosyalarda düzenlenen iddianame ve dosya ayrıntıları, devletin ve devlet adına hareket eden kişi ve oluşumların işledikleri suçlara ilişkin önemli tespit ve bilgiler içermiştir. Ancak, bu dosyalardaki yargılamaların uzunluğu, delillerin zamanında toplanmaması, sanıkların tutuksuz yargılanması, yargılamaların güvenlik gerekçesiyle bölge dışındaki illere taşınması gibi uygulamalar,  söz konusu yargılamaların göstermelik olduğunu, asıl gayenin failleri beraat ettirilmek suretiyle aklamak olduğunu ortaya koymuştur. Zorla kaybettirmeler nasıl sistematik olarak uygulanmışsa, faillere yönelik olarak da sistematik olarak cezasızlık politikası uygulanmıştır. “Zorla kaybettirme”  suçlarının münferit vaka olarak ele alınıp, 20 yıllık zamanaşımının uygulanması cezasızlık politikasının en bariz örneğini oluşturmaktadır.

Coğrafyamızda 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan ve 1937-38 Dersim Katliamı ile devam eden zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede çocuğu faili meçhul cinayete kurban giden ve dağ taş demeden çocuklarının kemiklerini arayıp bir mezar taşı yapmak isteyen anaların hakikatiyle yüzleşmedikçe, bu topraklarda gerçek bir adaletten bahsedilemeyecektir. Dolayısıyla yıllardır biz insan hakları savunucuları olarak  “Kalıcı toplumsal bir barışa dayalı yaşamı inşa etmenin yolunun, ancak geçmişle yüzleşmekten geçebileceğini” ifade etmek istiyoruz. Karanlıkta kalan tüm bu olayların aydınlatılması için devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, kayıpların akıbetlerini ortaya çıkarması ve failleri bulup cezalandırması yıllarca yas tutan annelerimizin yüreğine bir nebze de olsa su serpecektir.

İstanbul, Diyarbakır, İzmir’de kayıp yakınları tarafından adalet talebiyle oturma eylemleri düzenlenmektedir. İstanbul’da 687’üncü, Diyarbakır’da 485’nci haftasına ulaşan kayıp yakınları oturma eylemleri kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Ancak OHAL ve “güvenlik” gerekçesiyle, demokratik gösteri ve etkinliklere Valilikler tarafından getirilen yasaklamalar, kayıp yakınlarının seslerini duyurmalarına mani olmakta, meydanlardan dile getirilen adalet talebi kapalı alanlara hapsedilmektedir.

Diyarbakır’da 16 Ağustos 2016 tarihinden itibaren, Valilik tarafından tüm eylem ve etkinliklerin ikinci bir duyuruya kadar yasaklanması nedeniyle, her hafta kesintisiz devam eden oturma eylemleri İHD Diyarbakır Şube binasında sürdürülüyor. İHD Diyarbakır şubesi ve kayıp yakınlarının yasağın kaldırılması talebiyle yaptığı başvurular ise reddedilmiştir. Diyarbakır kayıp yakınları, yıllarca Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirdikleri adalet eylemini, maalesef tam 91 haftadır kapalı bir mekânda, İHD Diyarbakır Şube binasında gerçekleştirmek zorunda bırakılmıştır.

Yaz kış demeden, kavurucu sıcakta veya dondurucu ayazda, ısrarlı adalet arayışından bir adım geri atmayan kayıp yakınları, hiç şüphesiz ki eylemlerini sürdürmeye devam edecektir. Bu vesileyle sivil toplum örgütlerini, insan hakları savunucularını ve vicdan sahibi herkesi, yasaklara rağmen adalet isteğini sürdüren kayıp yakınlarının çabalarına ortak olmaya ve her cumartesi saat 12.00’de İHD Diyarbakır şube binasında gerçekleşen kayıp yakınları oturma eylemine katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz

Biz insan hakları savunucuları olarak buradan bir kez daha sesleniyoruz;

  • Her şeyden önce zorla kaybettirilenlerin akıbetleri ortaya çıkarılmalı ve zorla kaybedilenlerin bulunması, faili meçhul cinayetler sonucu katledilenlerin faillerinin ortaya çıkarılması için devletin tüm arşivlerini açması gerekmektedir.
  • Kayıpların akıbetlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili yapılan mezar açma işlemlerinin ilgili uluslararası standartlar gözetilerek yapılması, mezarların iş makineleri ile özensiz bir biçimde açılarak kayıplara ait buluntuların tahrip edilmesinin/kaybolmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.
  • Hükümeti, “BM Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmaları ile İlgili Uluslararası Sözleşme”sini imzalamaya ve sözleşme gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.
  • Yargı mensuplarını, sistematik cezasızlık politikasından vazgeçmeye ve uluslararası belgelere göre insanlık suçu olan tüm kayıp vakaları konusunda etkin bir yargılama yürütmeye, uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümlerini dikkate almamaya çağırıyoruz.
  • Bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmaması, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve toplumsal barışın tesisi için “Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu” kurulmasını talep ediyoruz.

 

 

Diyarbakır Barosu

Diyarbakır Tabip Odası

Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Temsilciliği

Şunları da kontrol edebilirsiniz

Zarok TV’ye Hoşgörüsüzlük Kürtçe’ye Hoşgörüsüzlüktür!

Açık kaynaklardan edinilen ve teyit edilen bilgilere göre Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Türkiye’nin ilk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir